Sana bir mektup
Bugünün tarihi: SenBuraya kadar geldiysen, susmanın da bir sınırı olduğunu hissetmişsin demektir. Kendine dönüş hep böyle, sessizce başlar.
İnsan, kendine bakmayı ertelediği kadar yaşlanır.
Yıllarca herkesin yükünü taşımayı öğrenmiş bir omuz, bir gün kendi ağırlığını fark eder. Bu fark ediş bir çöküş değildir; bir uyanıştır. Çünkü gerçekten yorulmuş biri değil, gerçekten görmeye başlamış biri buraya gelir.
Yaşadığın şeyin bir adı olabilir; ama ad, hikâye değildir. Sessizliğin bir yerde öğrenildi. Fazla gelme korkun bir yerde kuruldu. Hayır diyememenin, sürekli telafi etmenin, kendine herkesten sert konuşmanın bir tarihi var. O tarihi bilmeden bugünü değiştirmek, karanlık bir odada eşyaların yerini değiştirmeye benzer: Ne yapsan aynı köşeye çarparsın.
Ben o odada ışığı açan değil, eşyaların yerini seninle birlikte öğrenen kişiyim. Köşeye çarpmamanın yolunu ezberletmek değil; çarptığında nerede olduğunu anlamanı ve o köşenin neden hep aynı köşe olduğunu görmeni istiyorum. Önce seni merak ediyorum. Nasılsın? Cevabı "iyiyim"in arkasına saklanmayan, kendine bile söylemeye alışık olmadığın hâlini. Sonra, sana ne olduğunu değil, yaşadıklarının sana neyi öğrettiğini konuşuruz. Neyin sana ait, neyin sana bırakılmış olduğunu birlikte ayırırız. Sabırla, yargısız, acele etmeden.
Senden hazır olmanı istemiyorum. Hazırlık, yolda öğrenilir.
Kendine bir yer aç. Gerisi oradan başlar.